20 Kasım 2015 Cuma

Davranışsal Güvenlik Nedir?

Sürekli güvenli işyeri, iş sağlığı ve güvenliği, iş kazaları, riskler, alınmayan önlemler, ölçülmeyen riskler konuşuyoruz. Peki neden kendini güvene alan bireyden ya da güvenli davranmaktan bahsetmiyoruz.? Çünkü sanırım henüz öyle bir olgu yok bizlerde.


Güvenli davranmak ne demek, nasıl olur bilmiyoruz. Yaşarken belki birçoğumuz ufak ev kazaları, ufak işyeri kazaları geçiriyoruz. Elbetteki bu ülkede büyük teknik problemlerden kaynaklı büyük kazalar, alınmayan önlemlerden kaynaklı kötü yaşanmışlıklar başımıza gelmiyor değil. Ama yine bunlar bir yana güvenliğini arayan bunu sorgulayan ve buna göre davranan birey o kadar az ki. Zaten bir düşünsenize herkes için güvenli davranmak birincil bir eylem olsa, o tür teknik problemler, alınmayan önlemler bir yerlerde yetişebilir mi?


Şu an gözlerinizi kapayıp düşünün ütünün fişini çekmediğiniz üzerinden atlayarak geçtiğiniz hiç olmadı mı? Ya da merdiven uzanmıyor diye üzerine birşeyler koyup çıktığınız, ofiste kablolar, acele yapılan işler, üretimde taşınmaması gerekirken tek sefer uğruna daha fazla yük taşımalar… Hepsi aslında bilerek ya da bilinçsizce tercih ettiğimiz güvensiz davranışlardan kaynaklı. Neden yola çıkarken aracınızda bir problem var mı diye bakmazsınız, ya da neden kimsenin aklına gelmez, çocuğuna karne hediyesi bisikletle birlikte kasklık ve dizlik almak, ya da neden bunlara ulaşmak zor ve pahalıdır bu ülkede. Bu tamamen bir kültür ya da aslında bu kültürün var olmayışından kaynaklı kültürsüzlük.


Bu kültürsüzlük nasıl yok olur?


Her birey davranışından sorumlu olarak kendi davranışını, etkisini ve sonucunu düşünürse; davranışlarından sorumlu bireyler yetiştirirse belki birkaç kuşak sonra biz bunları konuşmuyor oluruz. Bugünün Z kuşağı konuşur gibi, yeni kuşağın işyeri seçerken birincil önceliğinin kendi sağlık ve güvenliğini düşünen yerleri seçmesini konuşuyor oluruz. Bu şu an kulağa ütopik gelebilir ama yıllar sonra bir iş görüşmesinde karşınızdaki adayın bu işyeri ne kadar güvenli, bunun için neler yapıyorsunuz sorusunu işitebiliriz. Ama bu ciddi bir değişim, ciddi bir kültür değişimi demek olur.


Güvenli davranışı modellemek gerekirse;


Davranışa düşünceyle başlayan etkisiyle devam eden sonucunu yaşadığınızla bir bütün olarak yaklaşmak gerek. Bu kapsamda güvenli davranışı 3 boyutta yaşam felsefesi haline getirmek mümkün. Bunlar Düşün, Davran, Denetle. Buna 3D Yaklaşımı diyebiliriz. Bireyin yapacağı işi önceden düşünmesi (Düşün), eyleme geçmesi (Davran) ve sonucunu denetlemesi (Denetle)herhangi bir olumsuz durum varsa bunu bir sonraki davranışında düşünmesi ve değiştirmesi bu döngünün her seferinde daha sağlıklı ilerlemesini sağlayacaktır.


Davranışsal güvenlik

Davranışsal güvenlik


Bu yaklaşım bazen ufak kazalarda hayat kurtarabilir. Çalışan, çalışmayan herkesin 3D yaklaşımıyla Güvenlik Çemberinde olduğu bir dünya hiç şüphesiz daha güvenli bir dünya olabilir.



Davranışsal Güvenlik Nedir?

16 Kasım 2015 Pazartesi

Pazarlık Nasıl Yapılır?

Yapılan araştırmalara göre, insanlar bir iş yaparken duydukları ilk bilgiye daha çok ağırlık, daha çok değer vermeye eğilimlidirler ve sonra daha az dikkat verirler.


Pazarlık sırasında ortaya atılan o ilk fiyatı bir bariyer olarak düşünün. Yani iki tarafın da daha iyi şartları ve koşulları tartıştığı nokta… Pazarlıklar genellikle pazarlık başlarken belirlenen sözleşmelere ve şartlara bağlıdır. Eğer sonradan belirlense sonsuz bir pazarlık sürecinden bahsediyor olurduk. Diğer şekilde pazarlıklar bitmezdi değil mi? Küçük işletmeler büyümek için herşeyi tartışarak hallederler. Ofis kiralama sözleşmeleri, ham madde tedarikini arttırmak  için fiyat belirlemeye kadar her şeyi tartışarak hallederler.  Pazarlama sırasında işinizi kurtarabilirsiniz. Nasıl mı? Hiçbir zaman sözleşme maddelerini pazarlıklar üzerine belirlemeyin.


Pazarlık yaparken nelere dikkat edilmelidir?


Pazarlığın akışını siz kontrol etmek istiyorsanız yapmanız gereken bir şey var! Bunu yapmanın tek yolu “bir şey söylememektir.” Pazarlık başladığında dinleyin. Tabii ki zarif olun ve candan olun. Gerçek bir profesyonel gibi davranın. Ama pazarlık masasındaki ifadesiz yüz sizin değer biçilemez malınızdır. Masanın diğer tarafındaki insanlar size fiyat, şart, koşul ve diğer noktaları söylemeye başladığında; işte o zaman harika bir avantajınız var. Diğer tarafın ne istediğini biliyorsunuz, neye ihtiyacı olduğunu biliyorsunuz ve karşınızdakinin öncelikler listesine sahipsiniz.


Kale boş, golü atın!


Masadan kalkmayın. Aslında eğer teklif karşısında biraz hayal kırıklığına uğramış gibi gözükürseniz ve sessiz kalırsanız daha iyi birşey olacaktır. Diğer taraf daha iyi şartlar ile durumu daha iyi hale getirecektir. Aslında pazarlıklar sırasında ilk konuşan taraf genellikle pazarlamaya en istekli olandır. İşte bu yüzden masadan kalkmayın. Diğer tarafın çıtınız çıkmadan anlaşmayı daha iyi hale getirmesine izin verin. Şimdi siz pazarlık koşullarına ulaşmak ve koz vermek için istekli olduklarını biliyorsunuz.


Kendinizi bir pozisyon ile kısıtlamayın. Siz araştırmanızı yaptınız, getirisini hesapladınız, gereken özeni gösterdiniz ve şirketinize neyin iyi geleceğini neyin gelmeyeceğini biliyorsunuz. Bu sizin diğer tarafa vermek isteyeceğiniz son bilgi. Eğer aynı avantajları karşı tarafa sağlarsanız onlar masanın üstüne teklifi koyarlar.


Sessiz kalın tetikte kalın


Anlaşmayı yapmadan önce hayal kırıklığı seviyenizi belirtin. Pazarlık sırasında iki taraf da masadan biraz hayal kırıklığı ile ayrılır. Neden? Eğer pazarlıklar başarılıysa, iki taraf da istediğini alır ve bu da sizin daha iyi yapabileceğiniz anlamına gelir.


Ve yapın.


Kesinlikle “sahip olunması gerekenler” listesi yapın ve o listeden fire vermeyin. Listenizde gerçekten istediğiniz veya ihtiyacınız olan şartlar için takas yapabileceğiniz pazarlık kozları bulundurun. Ne kadar düşebilirsiniz? Konferans odasında ne yaşayabileceğinizi ve neyin işe yaramayacağını bilerek gidin.


Tüm pazarlıklarda hazırlık esastır (pazarlıklara hiçbir zaman hazırlıksız girmeyin). İşinizin ihtiyaçlarını belirleyin, şartlarınızda limitleri belirleyin.



Pazarlık Nasıl Yapılır?

15 Kasım 2015 Pazar

Markalaşma Nedir?

Markalaşma tüketicilerin gözünden kendine özgü ve de dayanıklı algılar yaratma sürecidir. Bir marka kişisellik, özgünlük, beğenilirlik ve birçok şeyin bileşim ile birbirine sarılı olan kalıcı ve eşsiz iş kimliğidir.


Birçok insan markaları büyük şirketlerle bağdaştırsa da en küçük girişimler bile markalaşma tekniklerini kullanıyor ve karşılığını alıyor.. Evde çalışan bir zanaatkar kim olduğunu ve eserlerinin nereden geldiğini anlatarak ürünlerine kendi tasarladığı etiketi koyduğunda, aslında o işini markalaştırıyor. Köşe başında bir market plastik torbalarına “teşekkürler” jeneriği veya basit torbalar yerine kendi torbalarına koyuyorsa, markalaşıyordur.


Biz markaları Coca Cola, Adidas veya Mercedes gibi uluslararası isimlerle bağdaştırırken, markalaşma illa da Microsoft gibi dünyanın en pahalı markaları olmayı gerektirmez. Markalaşma için bir ürün veya bir teslim mekanizması bile gerektirmez. Mizahçı Dave Barry neredeyse her köşede şunu söylüyor “bunu uydurmuyorum” Dave Barry bunu derken yani aslında markalaşıyor.


Markalaşma teknikleri bir şirketin logolar, özgü renkler, sloganlar, müzik sesleri veya şarkılar, alışılmadık özellikler, maskotlar, paketleme, hatırlanan bir isim, davranışsal özellikler ve çok daha fazlasının kullanımını içerir.


Markalaşma Neden İşe Yarar


Markalaşma için harcanan zaman, para ve çaba zeki bir şekilde uygulandığında kat kat fazlasıyla geri döner. İşte nedeni:


  1. Akılda kalıcılık: “Adı ne” yerine markalaşmış bir şirketi hatırlamak daha kolaydır.

  2. Bağlılık. İnsanlar akılda kalan marka ile pozitif bir deneyim yaşadıklarında, markalarla yarışmak yerine o ürün veya servisi tekrar almaya eğilimlidirler.

  3. Bilinirlik: Psikologlar bilinirliğin sevmeye sebep olduğunu ortaya koydular ve bu da müşteri olmayanları bile bildikleri markayı önermeye itiyor.

  4. Seçkin imaj, seçkin fiyat. Markalaşma güzel bir şekilde markalaşmış olan ürün veya servis için daha fazla ödemeye istekli olan müşterilerle birlikte ürün diyarından ne satarsanız onu da yukarı kaldırır.

  5. Büyüme. Güzel kurulmuş bir marka ile birlikte alakalı olan yeni bir ürüne, servise veya konuma dair kazandığınız saygıyı yayabilirsiniz.

  6. Daha büyük şirket öz kaynağı. Şirketinizi marka yapmak genel olarak şirketi satmaya karar verdiğinizde daha çok para edeceği anlamına gelir.

  7. Daha düşük pazarlama harcamaları. Siz paranızı marka yaratmaya yatırsanız bile, bir kere yaratıldı mı; onu kullandığınız her pazarlama parasında daha büyük dönüşler alacaksınız.

  8. Tüketiciler için daha az risk. İnsanlar korkunç bir şeyin sonuçlarından korktuklarında isimsiz olan yerine marka ismine sahip tedarikçiyi tercih ederler.

Bu nedenler ve daha fazla markalaşma sizin kar-zarar hanenizi şişirir.



Markalaşma Nedir?

14 Kasım 2015 Cumartesi

Stres Yönetimi İçin 4 İpucu

 


Stres yönetimi konusundaki problem aslında stres değildir; buna nasıl tepki verdiğimizdir. Bu dört basit ipucunu takip ederek stresli zamanlarda duygusal tepkilerinizi nasıl daha iyi yöneteceğinizi, yani stres yönetimi tekniklerini öğreneceksiniz.


Şu anki kariyerinizin birkaç sene öncesini düşünün. Büyük ihtimal duygularınız sizi ele geçirmişti veya o kadar çok bunalmıştınız ki felç geçiriyor gibi hissetmiştiniz. Bu hisler birçok profesyonel için benzerdir. Özellikle başlangıçtan yönetici pozisyonuna geçiş yapanlar için.


Strese olan tepkimizin en büyük suçlusu evrimdir. Çünkü beyinlerimiz hayatta kalmak için gelişmiştir. İnsanların tehditlere karşı dikkat etmesi ve onlardan kaçınması gerekirdi. Eğer bir komşu kabile işgal edildiyse atalarımız kendilerini savaşmaya veya kaçmaya iten negatif duygunun dalgalanmasını öğrendiler.


Maalesef beyinlerimiz evrimleşmeye devam etti ve beyinlerimizin mantıklı, rasyonel tarafları stresli zamanlarda amigdala üzerinde kontrolü sağlamak için eğitilebilir. Bu yazıda uyumlu bir zihniyeti geliştirmek için bazı ipuçları vereceğim. Bu ipuçları sizin strese karşı fazla tepkili cevaplar vermekten kaçınmanıza yardımcı olacak ve sakinliğinizi geliştirecektir. Stres yönetimi için büyük bir adım atmış olacaksınız.


Stres yönetimi için başarı, rasyonel beyine sahip olmaktır.


Farkındalığınızı arttırın.


Beyinlerimiz devamlı bir şekilde kendimiz ve başkaları hakkında negatif düşünceler üretir ve bizim geleceğimiz hakkında düşünmeye veya geçmişimizi canlandırmak gibi bir huyumuz var. Bu düşünceyi üreten beyin bölgeleri ağı orijinal olarak bizim görevlerimizi planlamamıza, geçmişimizi gözden geçirmemize ve gelecek davranışlarımızı geliştirmeye yardımcı olmak için gelişmiştir.


Ama beyin evrim geçirdikçe bu beyin işlevlerinden bazıları fazla ileriye gider ve acıya sebep olur. Çok nadiren anı yaşarız ve bu yüzden araştırmacılar farkındalık pratiği yapmayı önerirler.


Farkındalık dikkatimizi şu ana yönlendirir. Eğer dikkatliyseniz düşüncelerinizi ve duygularınızı kabullenme ile iyi veya kötü diye ayrım yapmadan gözlemlersiniz.


Meditasyon farkındalığın bir formudur. Meditasyon yapan insanlar prefrontal kortekslerin ve limbik sistemleri arasında daha büyük bir bağlantı yaratabilirler. Bu iki bölge arasındaki yapısal bağlantı bizim  hisseden beynimizi sakinleştirmeyi düşünmemizi sağlar.


Meditasyon aynı zamanda stresi azaltır, daha büyük duygusal denge sağlar ve zihni açar. Meditasyon = Farkındalık = Stres Yönetimi


Duygusal noktalarınızı bilin.


Duygusal farkındalığınızı arttırmak için duygusal tetikleyicilerinizi yazın. Stresli, endişeli veya kızgın olmanıza sebep olan şeyler. Tetikleyiciler her zaman bir çalışanla kavga gibi büyük olaylar olmayabilir. Küçük rahatsızlıklar da olabilir. Mesela ofisinizin dışından gelen yol çalışması sesi.


Tetikleyicilerinizin tamamen farkında olmak önemlidir çünkü bu duygularınızı anlamak için attığınız ilk adımdır. Strese neden olan duyguların kaynaklarını anladığınızda çevrenizi yönetmek, duygularınızı düzenlemek ve strese olan tepkinizi azaltmak için duygularınızı düzene sokar. Stres yönetimi için kendinizi tanıyın.


Aşırı tepki vermekten kaçının.


Bazen hepimiz olayları yanlış yorumlarız veya direkt sonuçlara atlarız ki bu da bizim boş yere korkmamızı ve endişelenmemizi sağlar. Bu eğilimi düşüncelerinizi ve inançlarınızı zihinsel olarak çerçeveleyerek ve yavaşlayarak yok edebilirsiniz.


Ne zaman güçlü bir negatif duygu hissetseniz ( kızgınlık veya endişe gibi ) duygu davranışlarınızı kontrol etmeden önce durdurun. Bir gerçeklik testi yapın.


Düşüncelerinizi ve olayların yorumlarını yeniden değerlendirerek beynin mantık bölümünü problemi çözmeye zorlarsınız. Bu amigdala güçlü duygulara sebep verecek olan  adrenalin ve diğer hormonları salgılamadan engeller. Ayrıca harici olayların daha doğru bir  şekilde anlaşılmasını sağlar.


Kendi kendinize konuşun.


Araştırmalar gösteriyor ki  insanlar kendileriyle sonu gelmeden, her dakika yüzlerce kelime kullanarak konuşurlar. İnsanların pozitif düşünceye değil de negatif düşünceye doğru önyargıları vardır. Eğer kendinize söylediğiniz şeylerin çoğu negatifse bu sizin yaşamınızı da etkiler.


Eğer bu düşünceleri geri çeker ve izlerseniz, onları değerlendirir ve düzeltirseniz bu onların daha realist olmasını sağlar bu da sizin kendinizi ve dünyayı nasıl gördüğünüzü ve strese nasıl cevap verdiğinizi değiştirir.


Problem stres değildir, ona nasıl tepki verdiğimizdir. Bu ipuçlarını takip ederek stresli zamanlarda duygusal tepkilerinizi daha iyi kontrol etmeyi öğreneceksiniz.


Eğer bu yazı size bir şeyler ifade ediyorsa paylaşın ve beni takip edin, teşekkürler.



Stres Yönetimi İçin 4 İpucu

13 Kasım 2015 Cuma

Müşteri Her Zaman Haklıdır Prensibi Doğru mu?

Müşteri ile yüz yüze olduğunuz bir işte çalışıyorsanız karşınıza sürekli çıkacak olan bir düşünce var! “müşteri her zaman haklıdır”. Geçmişte büyük bir eczanede kısa süreli bir çalışma deneyimim oldu ve eczanedeki satış temsilcilerinden sorumluydum. Müşteri her zaman haklıdır prensibini doğru olarak kabul ettim ve çalışanlarıma her zaman ne olursa olsun müşterinin istediklerini yapmalarını söylerdim.


Ancak, müşteri her zaman haklıdır prensibinin tamamen doğru olmadığını fark ettiğimde ise bir eğitim yöneticisi olmuştum.


Gerçek şu ki siz konunun uzmanı olan kişisiniz. Müşteri her şeyi bilmiyor. Googlelamış olsalar bile… Çünkü teori başka şey, pratik başka şey… Bence bu prensip “müşteri her zaman haklıdır” prensibinden ziyade “müşteriyi daima haklı hissettir” olmalı.


Müşteri her zaman haklıdır yerine, müşterilerinizi haklı hissettirmenin beş yolu:


Kontrol için gittiği dişçide çok uzun süre bekleyen ve şikayet eden Hakan örneğini kullanacağız.


1 – Aktif bir şekilde dinleyin.


Bir şikayetlerinden bahsediyor olsunlar ya da size TV’de gördükleri en son üründen bahsetsinler veya size işinizi nasıl yapacağınızı anlatsınlar. Yapılacak en iyi şey aktif olarak dinlemek ve onların bakış açısını anladığınızı göstermek.


2 – Başka sözcüklerle söyleyin.


Bir kere konuşmayı bitirdiklerinde başka sözcüklerle ne demek istediklerine açıklık getirin. “Hakan Bey, benim anladığıma göre her zaman dişçiye geldiğinizde çok uzun süre beklemişsiniz, doğru mu?”


3 – Empati yapın & kabul edin.


Empati ve sempati arasında büyük bir fark vardır. Bizler birinin sırtını okşayıp ‘’geçti, geçti’’ demiyoruz. Onları tamamen anlamaya ve onların bakış açısından bakmaya çalışıyoruz. “Hakan Bey sizin için o kadar beklemek çok sinir bozucu olmalı.”


4 – Çözün.


Bir çalışanın yapabileceği en kötü şey yanlış giden bir olay için bahaneler üretmektir. Kimse, şartlar ne olursa olsun bahane duymak istemiyor. Bahaneler kulağa savunmacı gelir ve bir tartışmaya yol açar. Bahaneler güvenirliği ve yok eder ve kulağa içler acısı gelir. Bahaneler ve neden arasındaki bir fark vardır. Hızlı bir neden verebiliriz ama daha sonrasında çözüm sunmalıyız. Örneğin “Hakan Bey size vermiş olduğumuz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz, görüyorum ki o gün sizden önce acil bir randevumuz varmış. Bir sonraki randevunuz için eğer meşgulsek sizi önceden aramamızı ister misiniz?” Burada bunun nasıl bir daha olmayacağına dair söz vermediğinizi fark edin, çünkü gerçekçi olalım gelecekteki şartları hiçbir zaman tahmin edemeyiz. Bu iki tarafı da memnun eden bir sonuçtur. Hakan Bey eğer dişçinin biraz daha uzun işi olduğunu bilirse saatine bakmak ve devamlı resepsiyon etrafında bağırıp çağırmak zorunda kalmak yerine bir kahve içebilir veya torunlarını okuldan alabilir.


5 – Teşekkür edin.


Kulağa garip gelebilir ama sağladıkları her geri bildirim için müşterilere teşekkür etmeliyiz. “Hakan Bey bunu bize bildirdiğiniz için teşekkür ederiz, bu şekilde daha iyi bir hizmet vermeye çalışacağız.” Bu sadece müşteriyi haklı hissettirmeyecek aynı zamanda hizmetinizi iyileştirdiğine dair onlarla ilişkinizi geliştirmenizi sağlayacaktır.



Müşteri Her Zaman Haklıdır Prensibi Doğru mu?

9 Kasım 2015 Pazartesi

İş Bulmadan İşten Ayrılmak

Bir işten ayrılmak… Yeni bir iş bulmadan…


“Yeni bir iş bulmadan işten ayrılmak!” Bu iş aramanın ve kariyer yönetiminin esaslı kurallarından biridir. Bunu belki ailenizden, öğretmenlerinizden veya kariyer danışmanlarınızdan duydunuz.


Bir sebepten dolayı haklılar. Bugünün iş dünyasında çok belirsizlik hakim ve eskisinden ayrıldıktan sonra bir işi güvence altına almak pratik ve akıllıca. Bu sonuçta geleceğinizi güvence altına almakla alakalı.


Hayatta her şeyde olduğu gibi, bütün iniş ve çıkışlarıyla vardır. Gerçek her zaman her şeyin eski kurallarını uygulayarak çözebileceği bir şey değildir. Hayat stilindeki ve önceliklerdeki ani değişiklikler kaçınılmaz olarak herkesi planlarını değiştirmeye ve tabii ki basıp gitmeye zorlar.


Neyse ki geçiş sürecini daha kolay hale getirebilmek için yapılacak şeyler de vardır.


Kendi kendinizin muhasebecisi olun!


Çalıştığınız işyerinden ayrılmadan önce size en azından dört veya altı ay arasında yetecek paranız olduğundan emin olun. Başka bir işi güvence altına almak yani sağlam ve uzun süreli çalışabileceğiniz bir iş bulmak bu kadar uzun sürebilir. Bu yüzden bu sürece yetecek para biriktirin. Her ay aldığınız paradan bir kısmını kenara ayırarak acil durumlarda ihtiyaçlar ortaya çıktığında harcanmak üzere biriktirin.


Daha fazla birikim için harcamalarınızda kısıtlama yapın. Part-time bir iş bulmak aynı zamanda çok daha hızlı birikim yapmanızı sağlayabilir.


Rahatlayın ve biraz zaman ayırın


Bunu duyduğunuza şaşırdınız mı? Yeni bir iş bulana kadar çalıştığınız iş yerinden ayrılmamayı yeterince tekrarladıktan sonra bu ipcucu size garip gelebilir ama bir düşünün.


Başka bir iş bulmadan işlerini bırakan çalışanlar bunu orada fazla bunaldıkları için yapıyorlar. Diğerleri ise o zehirleyici iş yeri ortamından kaçmak istedikleri için anında bırakıyorlar.


Hemen yeni işe başlamak pek de iyi bir fikir değil. İş stresinden biraz kurtulmak için kendinize vakit ayırmalısınız. Aynı şekilde yeni bir işe başlarken iyi durumda olduğunuzdan emin olmalısınız, işte bu yüzden bir mola yapmak size iyi gelecektir. Eğer sizi geçindirecek kadar birikiminiz varsa bu zamanı kendinize odaklanmak için ve kariyer amaçlarınıza odaklanmak için kullanın.


Harekete geçin.


Bir kere kendinize gelip, enerjinizi yeniledikten sonra yapılacak olan en iyi şey de iş arama sürecine girmektir. Durumunuza bağlı olarak (ailenizle mi yaşıyorsunuz, tek mi, baktığınız bir aile var mı?)  kendinizi toparlayın ve olabildiğince hızlı bir şekilde iş aramaya başlayın. Hemen harekete geçin ve iş arama sitelerine özgeçmişlerinizi göndermeye başlayın ve ayrıca networking etkinliklerine katılın. Neyse ki verdiğiniz ara size kariyerinizi planlamak ve sizin için doğru olan işi bulmanız için yardımcı oldu.


Hızınızı koruyun.


Hayalinizdeki şirketin sizi aramasını beklerken yeterliliklerinizi yaratmaya ve doğru işi bulmadaki şansınızı arttırmaya yardımcı olacak şeyler yaptığınızdan emin olun. Agresif olarak kendinizi online tanıtmaya başlatın. LinkedIn bağlantılarını iş aradığınızı insanlara bildirmek için kullanın. İnterneti avantaj olarak kullanıp, işe alınma şansınızı arttırın.


Gönüllü olmak aynı zamanda iş geçişleri arasında zamanınızı harcamak için harika bir yoldur. Sadece siz insanlara iyi bir şeyler yapıyor olmayacaksınız, aynı zamanda kendiniz için daha iyi fırsatlar aramak adına kullanabileceğiniz önemli beceriler ve deneyimler edineceksiniz. Bu tam bir kazan-kazan durumu.


En iyisini umut edip, en kötüsüne hazırlıklı olun.


Son olarak kendinizi her şeye rağmen optimist tutmak bu ani yenilgiyle başa çıkmanın harika bir yoludur. Kendi becerilerinize inanın ve sonsuza kadar işsiz kalmayacağınızı bilin. Hayatta iyi şeyler kendilerine inanan insanların başına gelir, bu yüzden pozitif bir bakışla yaşamaya devam edin.


Ama aynı şekilde gelecek için de hazırlıklı olmak önemlidir. O yüzden kendinizi tanıtmada çok iyi olun, bütün şanslarınızı deneyin ve gerçekten istediğiniz işlere başvurun. Bu zaman gevşeme zamanı değil.


Umarım bu yazının yardımı olur.



İş Bulmadan İşten Ayrılmak

8 Kasım 2015 Pazar

Hedef Belirleme

 


Hedef belirleme ve o hedeflere ulaşmak hayatınızda istediğiniz her şeye ulaşmak için bir anahtar anlamındadır. Eğer alanında başarılı tanıdık birine sorarsanız, size başarılarının çoğunu bu basit ve de güçlü olan hedef belirleme ve ulaşma sürecine borçlu olduklarını söyleyeceklerdir.


Gerçekten, çoğu insanın şu soruya çok güzel bir cevabı yoktur “Hedeflerin ne?”


Cevap olarak kulağa güzel gelen veya insanları etkilemek için abartılmış olan şeyler söylerler. Hedef belirleme hakkında bir fikri olmayan insanların hedeflerinin zamanla kaybolup gittiğini görmek çok ilgi çekici!


Ben başarının sırrı olmadığına inanırım. Başarının sistemleri olduğuna inanırım. Birçok insanın ulaşmak istedikleri hedeflere ulaşamamalarının sebebi maruz kaldıkları sistemsizliktir. Hedefler hakkında okumaya, tartışma yapmaya başladığınızda yapmanız gereken ilk şey ULAŞILABİLİR hedeflerdir. (SMART: Spesifik, ölçülebilir, ulaşılabilir, gerçekçi ve zamana bağlı.) Şüphesiz bu düzen hedef belirleme için size bir temel sağlayacaktır. Ayrıca günümüzde hedef belirleme artık ULAŞILABİLİR olmanın çok ötesindedir.


Bana göre ulaşılabilir hedeflerin tanımı aşağıdaki gibi. Size geleneklerin çok dışında gelebilir!


Ulaşılabilir hedef belirleme


Esnek olun.


Neler yapabileceğinizin farkında olmanız imkansızdır. Tabii eğer ulaşabileceğiniz şeylerin çok ötesinde olan şeylere bir kere bile olsa ulaşmayı denerseniz… Birçoğumuz potansiyelimizi küçümsüyor ve çok daha kolay olan şeylere yöneliyoruz. Hedef belirleme kolay bir iş değildir. Belirlediğimiz hedefler konfor alanımızdadır.  Bu konfor alanının dışına çıkamıyoruz. Belirlediğimiz hedefler tanıdık ve sürekli kontrol altında…


Ulaşmanın mümkün olmadığını düşündüğünüz hedefleri belirlediğinizde kendiniz için daha önceden hiç hayal etmediğiniz bir ihtimali keşfedersiniz. İşte gerçek potansiyeliniz orada yatmaktadır.


Bir daha hedef belirlerken olabildiğince esnek olduğunuzdan emin olun, hatta korkacak hale gelin.


Hatırlayın “siz sadece ördüğünüz duvarların arasına mahkumsunuz.”


Olağanüstü olmaya çalışın.


Birisinin bir hedefe bağlı kalma ihtimali genel olarak hedeflerin tanımlandığı yol ile belirlenir. Eğer hedefler sizi motive ediyorsa o zaman kesinlikle ekstra çaba harcamaya ve daha fazla yol almaya istekli olacaksınız. Hedeflerin değerini bilin ve kendinizi için yüksek standartta hedefler kurun. Hedef belirleme tek bir kriterle gerçekleştirilebilir. Hedef belirlemek için vizyonunuzla alakalı olanları seçin.


Bütün pozitif enerjinizle onları paylaşın ve yazın.


Diğerlerine havalı gelen ama kendi tarafınızdan değer vermediğiniz hedeflerden kaçının.


Uygulanabilir olmalıdır.


Hedeflerine ulaşamayan birçok insanın başarısızlığındaki sebep hedef belirleme beceriksizlikleri değil, aksine o büyük eylemi yerine getirme yeteneksizliğidir.


Eylem olmadan hedefler sadece hayal olarak kalır! Hedeflerinizi büyük bir eylem planı tasarladığınızda ve onlar hakkında çok az konuştuğunuzda gerçekleştirmiş olursunuz. Eylemleriniz gerçekte kim olduğunuz, ne istediğiniz ve neye inandığınızdır.


Hedeflerinize inanın ve gerekli eylem planıyla uygulamaya geçin.


Yansıt & Ödüllendir.


Daha önce de söylediğim gibi değişen zamanla birlikte hedeflerimize yansımamız ve neyin işe yarayıp yaramadığını görmemiz çok önemli. Biz varış noktasına gitmek bir yana bu yolculuk sırasında ödül hissi getiren hedeflere doğru hareket etmeye eğilimliyiz.


Hedefinize kafa yorarken hedef bir sonraki eylem planına karar vermek ve ayrıca eylemlerin akışında gereken bir doğrulama olup olmadığını görmektir.


Haftalık olarak bir yansıma ve ödül dönüşümü belirlemeniz ve tanımlanan amaçlara ulaşıldığında da gelişiminizi görmek için kullanışlı olabilir.


Geçiş.


Eğer sizi zorlamıyorsa, değiştirmeyecektir de!


Belirlediğiniz hedefler sizi daha iyi bir insana dönüştürüp dönüştürmediğine bakın. Oluşturduğunuz hedefler hayata nasıl baktığınızı tanımlar ve ürettiğiniz sonuç sizin iç dünyanızın bir yansımasıdır. Belirlediğiniz her hedef sizi genel olarak daha iyi bir insan yapacaktır. Her hedefinizi tamamladıktan sonra daha güçlü, bilgili ve gelişmiş bir insan olacaksınız.



Hedef Belirleme